Krizden kurtulmak için "alış-verişe çık", "sakız al, çiçek al, simit al ekonomiye can ver" diyerek, toplumu daha fazla harcamaya yöneltenler, 2010 bütçesini bunun tam tersine "kemer sıkma" anlayışla hazırlamışlardır. 2010 yılında, 2009'a göre bütçede gelir artışı yüzde 16 düzeyinde, giderler artışı ise sadece yüzde 7,6 olarak öngörülmüş, yani giderlerin gelirlerin yarısı kadar bile artmayacağı bir bütçe yapılmıştır.
Devletin daha fazla gelir elde ederken, daha az harcama yapması, "devlet lüzumsuz harcamaları kısacak, daha fazla gelir elde edecek" düşüncesiyle ilk bakışta hoş görülebilir ve hatta takdir de edilebilir. Ama bütçe tasarısı biraz ayrıntılı incelendiğinde durumun -özellikle çalışanlar açısından- hiçte "hoş" olmadığı ortaya çıkmaktadır.
Tek bacaklı hazırlanan bütçede sermaye sahipleri, vergiler, faizler düşünülmüş ancak yatırım, istihdam, ücret artışları, üretim ve gelişme düşünülmemiştir.
Şu rakamlar zaten her şeyi açıklamaktadır: Yatırımlara ayrılan payın milli gelire oranı yüzde 1,9; işçi, memur, emekli dul ve yetime ayrılan pay yüzde 5,9'dur. Dolayısıyla 2010 yılı bütçesinin içinde millete ayrılan pay yalnızca yüzde 7,8'dir.
Faizciye var, sağlık harcamalarına yok
Faizciye 58,8 milyar lira ödenek tahsis edilirken, milyonlarca insanın yıllık sağlık harcamaları için 60.3 milyar lira ödenek ayrılmıştır.
İşsizlik tahmini 2009 için yüzde 14,8; 2010 yılı için ise yüzde 14,6 olarak kalmaktadır.
Kamu gelirlerinde yüzde 21,5 oranında bir artış ve vergi gelirlerinde de yüzde 17,3 oranında bir artış öngörülmektedir. Yüzde 5.3 enflasyon hedefine göre, vergilerde yüzde 17.3 nominal artış, yüzde 12.2 reel artış demektir. Bu artışın yüzde 3,5'i büyümeden gelirse, kalan kısmı için hükümet vergi artışı getirmek zorundadır.
Bütçe açığının GSYH'ya oranı 4,9'dur. Muhtemeldir ki, bu açık daha da artacaktır. Çünkü Hükümetin 2010 yılında beklediği özelleştirme gelirleri gerçekçi değildir. Ayrıca yabancıya satılan altyapı yatırımları ile Bankalardan daha az vergi toplanacaktır. Bu nedenle bütçe açığı artabilir.
Memur, işçi, emekli ve çiftçi nerede?
Memurlara ilk altı ay yüzde 2,5 artı ikinci altı ay için de yüzde 2,5 zam yapılması öngörülüyor. Bu zamların 2010 yılı ortalaması yüzde 3.78'dir. 2010 enflasyon ortalamasının da bir kaç puan altında kalmaktadır. Yani memurun reel olarak geliri düşmekte ve satın alma gücü azalmaktadır. Kamu yatırımları, hem toplam talebin artmasına, hem de istihdam artışına yardımcı olur. 2010 bütçesinde sermaye giderleri için 18,9 milyar lira ödenek ayrılması öngörülmüştür. Bu rakam GSYH'nın yüzde 1,8'i kadardır. Kamu yatırımı olarak çok düşüktür.
Görüldüğü üzere, bu bütçede, IMF vardır ama memur, işçi, çiftçi, esnaf, emekli; kısacası dar ve sabit gelirliler yoktur. Krizin etkilerinin giderek arttığı, ekonominin daha da küçülerek sakıza, simide muhtaç olduğu bir dönemde böyle bir beklenti içine girmek abes olur zaten. Peki, o zaman bütçede öngörülen gelir artışı nereden gelecektir? Tahmin edebileceğiniz gibi 'çalışan kesimlerin cebi"dir.
Rantiyeden vergi alınmayacak, yüklen emekçiye...
Yazar Oğuzhan Müftüoğlu, bütçede gelir artışının kaynağının vergiler olduğunun altını çizerek, şunları kaydediyor: "Kimden vergi alınacağı konusunda hükümetin tercihi nettir: Sermayenin kârı üzerinden alınan Kurumlar Vergisi'nin artış oranı yüzde 8; toplumun diğer kesimlerinin yediklerinden, içtiklerinden alınan Özel Tüketim Vergisi ise yüzde 31,6 artacaktır. Örneğin ısınmak, işe gidip gelmek için kullandığımız petrol ve doğal gazdaki vergi artışı yüzde 26.15; dayanıklı tüketimde vergi artışı yüzde 32.98; motorlu taşıt araçları vergisinde artış yüzde 60.85; tütün mamullerinde ise vergi artışı yüzde 41.54 olacaktır. Ayrıca yol, köprü ve tünel ücretleri yüzde 23,7; tapu harç ücretleriyse yüzde 23.58 artacaktır."
Müftüoğlu, özelleştirme gelirlerinin de daha önceki yıllarda olduğu gibi bütçenin gelir beklediği kaynaklar listesinde yerini aldığını vurgulayarak, "Geliri emekçinin cebinden çıkan bütçenin, diğer bir yüzü de "kemerlerin sıkılmasıyla" azaltılması düşünülen giderlerdir. Topluma "aman tüketin" diye kırk takla atılan bir dönemde, devletin harcamalarını kısmasının nedenini anlamak için önce personel giderlerindeki artışa bakmak gerekir. Hükümet 2010 yılında vergi artışlarıyla yaşamı yüzde 31,6 daha pahalı hale getirirken, kamu işçisi ve memurun gelirleri için sadece yüzde 7,2'lik bir artış öngörmektedir. Öte yandan Bütçe Taslağı'nın "Yapısal Reform Öncelikleri" başlığı altında belirtildiği üzere kamu harcamaları ve özellikle de sağlık harcamalarında tasarrufa gidilecektir. Personel giderinden, toplumun eğitiminden, sağlığından tasarruf edilen kaynağın gideceği yer ise kredi ya da teşvik adı altında aktarılan sermayenin kasası olacaktır." ifadelerini kullandı.
2010 bütçesi, geliriyle, gideriyle hiçbir sosyal içeriği bulunmayan, tamamen "toplumdan sermayeye kaynak aktarma" amacı güden ve bu bağlamda da piyasa devletinin gereklerini tümüyle yerine getiren bir içeriğe sahiptir. Aynı zamanda bu bütçe, krizin bugüne kadar ki ve bundan sonraki tüm faturasının emekçilerin sırtına yıkılacağının da resmi belgesidir.
Yatırımların payı düşük
Korkmaz, hükümetin yaklaşımının, kamu kesiminin ekonomi içindeki payını azaltmak olduğunu dile getirerek, şunları kaydetti: "Bu nedenle, 2010 bütçesinde merkezi yönetim bütçe toplamının, GSYH'ya oranı, 2010 için yüzde 27.89, 2011 için yüzde 26.67 ve 2012 için yüzde 25.63 tür. Ne var ki, 2009 yılı için de bütçe/GSYH oranı yüzde 23.58 iken, gerçekleşen bütçenin GSYH'ya oranı yüzde 28.17 oldu. Öte yandan 2010 bütçesinde yatırımların payı düşük kalmıştır. Sermaye giderlerinin bütçe içindeki payı yüzde 6,5 olarak öngörülmüştür. Bu pay 1990'lı yıllarda yüzde 20'ye çıkıyordu. Gelişmekte olan ülkelerde yüzde 10'un üstündedir. Kamu yatırımlarının düşük olmasının, iki önemli sonucu olacaktır. Bir; kamu altyapı yatırımlarının aksaması, özel sektörün yatırım hacmini olumsuz etkileyecektir.
İki; mevcut altyapı ve kamunun fiziki yatırımları daha hızlı yıpranacaktır. Sonuçta, örneğin bozuk yolda, akaryakıt sarfiyatının artması ve lastik yıpranması gibi nedenlerle veya ulaşımın aksaması gibi sonuçlardan ötürü, özel sektörde maliyetler artacak ve verimlilik düşecektir.
Altyapısı olmayan ve verimliliğin düşük olduğu bir ekonomide özel sektörün yatırım hacmi büyümez."
Borçlanma ihtiyacı devam edecek
2010 yılı bütçesinde, bütçe açığının da 50,1 milyar lira olacağı tahmin ediliyor. Prof. Dr. Esfender Korkmaz, bu oran düşse de devletin borçlanma ihtiyacının devam edeceğini vurgulayarak, "Merkez Bankası gecelik faizleri düşürdü. Fakat bankalar özel sektör kredileri için yüzde 20'den fazla faiz alıyorlar. Özel yatırım yapmanın maliyeti yüksektir. Ayrıca borç verilebilir fonları devlet kullandığı için, yatırım yapmak isteyen özel sektör kaynak sıkıntısı çekmektedir." şeklinde konuştu.
BÜYÜME ÖZEL SEKTÖR TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLECEK
Bütçe, maliye politikasının önemli bir aracıdır. Bütçe büyüklüğü ve bütçe yapısıyla, iktisadi konjonktür, üretim, istihdam ve gelir dağılımı etkilenebilir. Bütçe açığı, özel sektörün borç bulabileceği kaynakları sınırlar. Bu çerçevede kaynakların özel ve kamu sektörü arasında dağılımını da etkiler. O halde, 2010 bütçesi bu açıdan ne getirecektir?
Prof. Dr. Esfender Korkmaz, 2010 bütçesinin, kamunun küçülme politikasının süreceğini gösterdiğini belirterek, "Büyümenin özel sektör tarafından gerçekleştirileceği anlaşılıyor. Ekonomide kaynak ve gelir dağılımını, kamu harcamaları etkiler. Bu anlamda savunma, adalet ve güvenlik gibi klasik harcamalarla, borç faizi gibi transfer harcamalarının gelir dağılımı üzerindeki etkisi farklı olur. Ancak devletin büyüklüğünü toplam harcamalar belirler. Başka bir ifade ile kamu kesiminin ekonomi içindeki yerini, kamu harcamaları belirler." diye konuştu.2.11.2009
http://www.milligazete.com.tr/haber/bu-butce-kimin-butcesi-142325.htm